Türk Tanrıcası Umay hatun O’ Tengrinin karısı, Dişiliğin doğurganlığın sembolü, Savaşçı eşlerinin,Hakan eşinin,İl kadınlarının velisi,hamisi, Obaların,evlerin,çadırların,ocakların koruyucusu, Bozkırların,hayvanların bekçisi,

1209
Paylaşarak Destek OL!

Türk Tanrıcası UMAY HATUN,
HERA gibi
APİ gibi
ETÜGEN gibi

Türk Tanrıcası Umay hatun
Umay Ana Türk mitlerinde kanatlı ve gümüş saçlı bir kadın olarak anlatılır.
Türk geleneklerinde saçlar daima uzun ve örgülüdür.
Umay ana elinde tuttuğu Türk Ant Kadehi ile Süt Ak Göl yani Samanyolundan getirdiği bir damla sütü, yeni doğacak çocuğun ağzından damlatarak onlara ruh verir.

Süt Hayat Suyunun alegorisidir.
Türk kozmolojisine göre ruhlar samanyolundan gelir.
Umay ana ile ilgili inanışlar İslamileşmiş haliyle devam eder.
Umay Ananın şifa veren eli, Fatıma Ananın eline dönüşür.
Anadoluda bir işe başlamadan önce ” Bu benim elim değil Fatıma anamızın Eli” denir.

El sembolizmi en arkaik düşüncede Tanrıça ile ilişkilendirilmiştir.
kaşgarlı Mamut ve ve azerbeycalı bilimadamı Zaur Hesenov’a göre APİ – HERA – UMAY – ETUGEN ile ılgili tüm bilgiler birbirileriyle örtüşür.
APİ – HERA – UMAY – ETUGEN

Herodot, İskit tanrıçası Api’nin Hera ile aynı olduğunu söyler.
Ident Türk Tanrıları
Yunan Hera’sının iki ilahe: İskitlerde Api ve Türk Umay’ı ile anlamsal olarak tam üst-üste düşen kayıtlar bilmek araştırmak gerekir.  Api fonetik olarak da, semantik olarak da Türklerde ev-ocak koruyucusu izelliği olan Umay’la aynılaştırılabilinir.

Umay ailenin, Savaşçı asker hanımlarının hakan eşleririn velisidir.
Mitoloji hiyeraşisine göre, O en yüksek Türk tanrısı Tengrinin Eşidir.
(Herodot versiyonuna göre, Hera- İskitlerde papay olan Zeus’un karısıdır)

Katanoff’a göre
“Tanrıça Umay, en eski ana-atayı temsil eder”

Abramova da ” Anatanrıça olarak adlandırılan kadın formlarının tanrısallıkla ilgili bir içerik taşımadıklarını belirtir. Bu tanrıça heykelcikleri topluluğun ilk maddi ana-atasını simgelerler.”

Umay kültü Orta Asya ve Tibet’te öylesine köklü bir mitolojik ögedir ki, bugün bile bazı kabileler arasında hala inanç konusudur ve omuzunda bir bebek tutan bir azize olarak algılanır.

Yakutlar’da Ayaasıt, Umay’ın işlevini üstlenmiştir. Ayasıt da gebe kadınları korur ve ana karnındaki çocuğa “kut” (yaşam cevheri) üfler. Bu nedenle Yakut kızları onun adına put yapıp yataklarının altına saklarlar. Kısır kadınlar da çocuk sahibi olmak için Ayasıt’a dilekte bulunurlar.

Umay ve Ayasıt ; her ikiside aynı kişiliktir ve doğurgan gücü simgelerler.
Kaşgarlı Mahmut’a göre, Umay’ın kelime anlamı “song” dur. Song’u kadın doğurduktan sonra karnından çıkan halka gibi nesne, çocuğun ana karnındaki eşi, yani plasenta olarak tarif eder.

D.M.Field, dünyanın yeniden doğmasını ve canlanmasını temsil eden Mayıs ayının adını Romalıların “May (Us) olarak Asya’nın tanrıçası “Umay” dan aldıklarını ifade eder.
Dünyanın çatısı olarak bilinen Tibet’te de Umay inancı günümüzde de yaygındır. Tarihin karanlık geçmişine ait en eski mitolojiler ve gelenekler burada hala canlıdır.

Bu geleneklerden biri de genç kızların ergenliğe geçişlerinde kullandıkları imgelerdir. Tibet kızları ergenlik çağına ulaştıklarında başlarına ağaçtan yapılma boynuzlar takarak doğurganlığa hazır olduklarını gösterir.

Tibetliler bu uygulamanın çok eskilere dayanan bir geleneğin devamı olduğunu ve boynuzların rahimin kollarını, yani doğurganlığı ifade ettiğini söylerler.
Asya’da adı bile Umay; yani “rahim,plasenta”- anlamına gelen bu tanrıçayı kutsayan insanların doğurgan ögelerden haberdar oldukları düzenledikleri mezar kompozisyonlarından da anlaşılmaktadır.

Asya mitolojilerinde sık sık adı geçen “lje kul-lye kul” terimi doğurgan kadınların hayvan eşi demektir. Özellikle alınlarında beyaz bir leke bulunan inek doğurgan ananın eşidir.
Örneğin, Kırgızlar ata mağarasında bir inek ata’dan türediklerine inanırlardı. Aynı şekilde leopar, geyik ve akbabalar da ana eşleri olarak kabul edilirdi.

Şamanlar doğurganlık ayinleri sırasında genellikle boynuzlu maskeler takarlar. Geyik hemen hemen her yerde kadınla ilişkilendirilmiştir. Hatta günümüz Kızılderililerinden Sioux-Ponka’lar da geyiği kadın olarak algılarlar.

Aynı şekilde günümüzde de Orta Asya’nın değişik bölgelerinde kutsal geyik ve leopar heykelleri vardır. Hatta, Buryatlarda çocukları olmayan köylü kadınlar hala geyik heykellerinin boynuzlarına dilek bezleri bağlarlar ve bu bezler de plasentaya yapışan aşılanmış yumurtaları temsil ederler.

Günümüzde dünyanın değişik yörelerinde geyik boynuzu ile ağaç arasında kurulan paralellik dolayısıyla, kutsal mekanlardaki ağaçlara bez parçaları bağlama geleneği kısır kadınların çocuk sahibi olabilmeleri için hala yapılmaktadır.
Asya ve Anadolu’da oldukça yaygın olan ağaç dallarına dilek bezleri bağlama geleneğinin altında yatan düşünce böylece açığa çıkmaktadır.

İlk çağlarda doğanların ancak yarısı ana-baba olabilecek kadar uzun yaşayabiliyordu. Zira kadın ve çocuk ölümleri çok yaygındı. Bu yüzden de doğum olgusu büyük önem kazanıyordu. Anatanrıça heykelciklerinde üreme organlarının ön plana çıkarılmaları da aslında doğumun biyolojik evrelerini anlatmaya yönelikti.

Anatanrıça heykellerinin Doğu Avrupa’nın sınırlarına doğru MÖ.33.000’lerde başlamıştır. Zira Batı Avrupa’da bu dönemlerde tanrıça imgeleri yoktur. Buna karşın Doğu Avrupa’dan Baykal bölgesine kadar uzanan geniş lös topraklarındaki zengin av bölgelerinde önde gelen kişilik odur.

Böylelikle kadın simgeciliği, Asyalı Umay’ın tarih sahnesinde görülmesinden ve batıya doğru göç etmesinden sonra Avrupa’da da görülmeye başlamış, Mal’ta’dan Sibirya steplerini geçerek Don Nehri’ni, Kostienki, Gagarino’dan itibaren Tuna Nehri’ni geçmiş ve Avusturya Willenorf, Predmost ve Dolni Visternitz’e nihayet Bresompouy Dordogne Fransa, İtalya ve İspanya’ya doğru yayılmıştır.

Anatanrıça imajıyla birlikte onun mitolojileri de dünyaya yayılmış, nesilden nesile aktarılarak yakın Tarihin son dönemlerine kadar gelebilmiştir.