Bu Krizin Etkileri Sınırlarının Çok Ötesine Uzanacak…

101

Bu Krizin Etkileri Sınırlarının Çok Ötesine Uzanacak…

Bu makalenin hemen, hemen tamamını değişik yazılarımda kullandım, bazı haber yorumlarında bahsettim ve Simon Tisdall’ında bizimle aynı fikirde olmasını görmek memnuniyet verici…

Demek ki düşüncelerimizde yalnız değiliz…

Guardian: Türkiye krizi sınırlarının çok ötesine ulaşacak
The Guardian yazarı Simon Tisdall: Türkiye kaynaklı ekonomik karmaşa İstanbul’daki soğan fiyatlarının çok ötesinde. Türkiye, ABD ile Rusya’nın arasında bugüne dek hiç olmadığı kadar tuhaf bir pozisyonda. Bu krizin etkileri sınırlarının çok ötesine uzanacak

İngiliz gazetesi The Guardian’ın köşe yazarlarından Simon Tisdall, Türkiye hakkında bir makale kaleme aldı. Tisdall, ‘Türkiye’deki krizin etkileri, sınırlarının çok ötesine zarar verecek’ başlıklı makalesinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a sert eleştiriler yöneltti. İngiliz yazar, Türkiye’nin aynı anda ABD ve AB ile sorun yaşadığını, İdlib yüzünden de Rusya ile ilişkilerinin gerileceğini belirtti.

Makalenin Türkçe tercümesi özetle şöyle:

‘İTİBAR KAYBI ÇOK HIZLI GERÇEKLEŞTİ’

“Antik Yunan’da denildiği gibi, kibir intikam doğurur. Bu, ülkesinin kendi yarattığı bir uçurumun eşiğinde sendelediği sırada, Türkiye’nin kibirli cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kabul etmiyor gibi göründüğü bir hayat dersi. Erdoğan haziran ayında, topyekûn güce sahip bir cumhurbaşkanlığının en iyi yönetim biçimi olduğunu ve bu iş için en iyi kişinin de kendisi olduğunu öne sürdü. Şimdi Türkiye krizde. Bu itibar kaybı, kadir-i mutlak güçlü adam-güneş kral imajının paramparça olması, kimsenin tahmin etmediği kadar hızlı gerçekleşti. Ve Erdoğan bugünlerde tek yetkili olduğu için, suçu üstlenmekten kaçınması zor olacaktır.

SEÇİM EKONOMİ YÜZÜNDEN ERKENE ÇEKİLDİ

Bu son derece Türk tipi trajedinin ilk göze çarpan unsuru, TL’nin çökmesi, dolar karşısında yaklaşık yüzde 40 oranında değer kaybetmesi. Bu durum, Erdoğan’ın çözmeyi başaramadığı büyük bir borcun ve enflasyon sorunlarının yansıması. Esasında Erdoğan erken seçim çağrısı yaptı çünkü fiyat artışlarının ve temel gıda maddelerinde artan kıtlığın seçimleri kazanma şansının altını oymasından korkuyordu. Bunların sonucunda Türkiye’de ekonomi yönetimine duyulan güvenin yok olması ve borcunu ödeyemeyeceği yönündeki korkular şimdi küresel piyasalara bulaştı; borç veren bankaları, euro’nun değerini ve Asya’dan Afrika’ya gelişmekte olan ekonomileri olumsuz etkiliyor.

İSTANBUL’DAKİ SOĞAN FİYATLARININ ÖTESİNDE BİR SORUN

Bu karmaşa İstanbul’daki soğan fiyatlarının çok ötesinde. Türkiye’nin sorunlarının birçoğunun geniş kapsamlı jeopolitik ve stratejik sonucu var. Türkiye, dostane görünmelerine rağmen buyurgan olan iki gücün, yani ABD ile Rusya’nın arasında bugüne dek hiç olmadığı kadar tuhaf bir pozisyonda. Erdoğan 2003’te iktidara gelmesinden bu yana bu iki gücü birbirine karşı kışkırtmaya çalıştı. Şimdi, politikasındaki çok sayıda çelişki, Suriye, İran, NATO ve Avrupa’yla zaten gergin olan ilişkilerde öngörülemeyen sonuçlar yaratacak şekilde ortaya çıkıyor.

ERDOĞAN SORUMLULUKTAN KAÇMAYA ÇALIŞIYOR

Erdoğan siyasi sorumluluktan kaçamayacak olmasına rağmen bunu yapmak için ciddi çaba gösteriyor. Lira’daki erime konusunda bir dış komployu suçluyor. ABD’nin Türkiye’yi sırtından hançerlediğini söylüyor. Burada, kendisinin klasik inkâr ve meydan okumasını görüyoruz. Erdoğan adeti üzerine, eleştirileri savuşturmak için milliyetçilik, inanç ve yabancı korkusunun bir karışımından destek alıyor. Geçen hafta, “Onların doları varsa bizim de halkımız, hakkımız ve Allah’ımız var” dedi.

Cumhurbaşkanının iktidar üzerindeki sert kontrolünün yakın zamanda değişmesi muhtemel değil. 2016’daki başarısız darbeden sorumlu olan ordu tasfiye edildi. Diğer muhtemel muhalefet merkezleri de aynı şekilde… Parlamento, sadece konuşma yapılan güçsüz bir yere indirgendi. Erdoğan’ın hataları – ki buna aşırı ısınan ekonomiyi soğutmak için faiz oranlarını artırmayı reddetmesi ve damadını utanmadan hazine ve maliye bakanlığına ataması da dahil- bu nedenle tersine çevrilemiyor. U-dönüşleri olmayacak. Kendini üstün gören kibri, Thatcher’ı hatırlatıyor.

Tüm bunlar, Türkiye’nin sorunlarının iyileşmeden önce kötüleşeceğini gösteriyor.

TRUMP DA TAVİZ VERMEYEN BİR EGOİST

Erdoğan Donald Trump konusunda, benzer biçimde tavize karşı bir yaradılışa sahip olan inatçı bir egoistle karşı karşıya. İkili, Türkiye’nin Amerikalı bir pastörü temelsiz terör suçlamalarıyla tutuklaması nedeniyle çatıştı. Türkiye’nin Andrew Brunson’ın tutukluluğunu uzatma kararı Trump’ı şahsen sinirlendirdi. Geçen haftan çelik ve alüminyum ithalatına ciddi vergiler dayatılması yanıtlardan biriydi. Bu durum Ankara üzerindeki baskıyı, şüphesiz kasıtlı bir şekilde, kritik bir anda artırdı.

ESAD YENİ ORDUYA KARŞI

Fakat ABD ile Türkiye Suriye gibi daha önemli meselelerde uzun süredir anlaşmazlık yaşıyor. Erdoğan Suriye’de toprağa el koydu; bunun görünürdeki sebebi, (terörist olarak gördüğü) Kürt milislerden kaynaklı tehdidin yayılmasını engellemekti. Son haberler ise Türkiye ordusunun, sınırda kalıcı bir tampon bölge oluşturmak amacıyla, Kürt olmayan Suriyeli isyancı gruplardan oluşacak yeni bir güç kurmasını teşvik ettiği yönünde. Doğal olarak Şam’daki Beşar Esad rejimi buna karşı. Gayrıresmi biçimde Kürt güçleriyle müttefik olan ABD de bu fikre sıcak bakmıyor.

Buna, Suriye’nin kuzeyi ve Irak’taki özel Amerikan güçlerine saldırı tehditlerini, Trump’ın İran yaptırımlarını ve İsrail’e bağlılığı reddetmesini, Türkiye’nin İslamcı gruplarla şeffaf olmayan bağlarını, IŞİD’le savaşan NATO güçlerinin hava üslerini kullanmasını sınırlandırmasını ve ileri teknoloji Rus yapımı füzeleri almasını ekleyin; ikili ilişkilerin niçin uçurumun eşiğinde olduğunu görmemek zor. Geçen hafta yapılan görüşmeler görüş ayrılığını gidermeye yetmedi. Erdoğan kendisi geçen yıl Washington’ı ziyaret ettiğinde, korumaları protestoculara ve yerel polise saldırdı; bu olay haklı olarak devam eden bir öfkeye yol açtı. Erdoğan’a karşı husumetin derinliğini yansıtacak şekilde, Kongre üyeleri Pentagon’u, Türkiye’ye F-35 savaş uçakları satmamaya çağırdı.

AB de eşit derecede endişeli; özellikle de Erdoğan’ın seri insan hakları ihlalleri ve Suriyeli sığınmacıların Avrupa’ya akınını durdurma amaçlı anlaşmaya ne kadar bağlı olduğu konusunda. Bölünmüş Kıbrıs’a ve Doğu Akdeniz’deki tartışmalı enerji sahalarına yönelik yaklaşımı, Yunanistan, İsrail ve Mısır gibi bölgesel müttefiklere karşı düşmanlığı konusunda da endişeler devam ediyor. ABD’nin de yaptığı gibi NATO’dan çıkma ve Moskova ile Pekin’de yeni müttefikler arama tehdidinde bulunması endişenin seviyesini artırmış durumda. Bu sorunların hepsi kolayca daha kötü hale gelebilir.

RUSYA İLE İDLİB’DE DERİN ANLAŞMAZLIK YAKIN

Bununla birlikte, benzeri nadir görülen bir jeo-stratejik kabiliyetsizliğin sonucu olarak, Erdoğan şu an aynı zamanda Vladimir Putin’le de uzaklaşma tehlikesi içinde. Mesele, Esad karşıtı güçlerin son sığınağı olan İdlib. Putin, Suriye, İran ve Rus güçlerinin sonbaharda başlatmayı planladığı saldırıya Türk desteği istiyor. Türkiye yeni bir mülteci akınından korkuyor. Erdoğan aynı zamanda tampon bölge fikrinde ısrarcı. Sonuç: Türkiye’nin uluslararası tecridini daha da vurgulayacak bir açmaz ve kriz hissiyatı…

Her taraftan kuşatma altında bulunan, içeride de başarısız olmakta olan Türkiye’yi kendinden kim kurtaracak? Bu soru esasında doğru değil. Şöyle olmalı: Türkiye’yi Erdoğan’dan kim kurtaracak? Yanıt: Sadece Türkler. Fakat biraz zaman alacak ve zorlu olacak. Buna ciddi bir iç ve uluslararası karmaşa eşlik edecek. Ikarus gibi, Türkiye’nin kibirli, son derece tutuşturucu güneş kralının düşmesi uzun bir zaman alacak.”