‘Ben 80 milyona şarkı söylüyorum, sen 80 milyona yazıyorsun’

146
Paylaşarak Destek OL!

‘Ben 80 milyona şarkı söylüyorum, sen 80 milyona yazıyorsun’
Alevi kültürüne yakınlığıyla bilinen usta sanatçı Edip Akbayram, ‘Ben Alevi değilim, defterimde Sünni yazıyor. Lisede müziğe başladığım zaman güzel bir cümle gördüm; “Eline, beline, diline sahip ol” diye… “Bu kim” dedim. “Bu Alevilerin felsefesi” dediler. Bu cümleyi açtığınız zaman, çok güzel bir insan profili çıkıyor. Sonra başka güzel bir cümle daha buldum, “Benim kabem insandır” diye… Ben 80 milyona şarkı söylüyorum, sen 80 milyona yazıyorsun.’ diye konuştu.

7 yıl aradan sonra 21 Eylül’de BKM’nin organize ettiği Denizbank Açıkhava Konserleri’nde sahneye çıkmaya hazırlanan Edip Akbayram, Hürriyet’ten Cengiz Semercioğlu’na Türkiye’nin geldiği noktaya dair konuştu.Edip Akbayram, ‘TC kimliği taşıyan herkes benim için bu ülkenin vatandaşıdır. Bizi kimse ayıramaz. Sevgi ve hoşgörünün olduğu bir Türkiye’nin resmi çizilmeli’ dedi.

İşte Edip Akbayram’ın o röportajı:

◊ Nasıl gidiyor yaz, Bodrum’a tatile mi geldin?

– Torunum için geldim. Kızım Türkü, 69 yaşında bize dede olmanın mutluluğunu verdi. Yoğun bir konser maratonum olmasına rağmen torunuma zaman ayırmak istedim. Çünkü o bize, 69 yaşında ikinci baharımızı yaşatıyor.

◊ Allah bağışlasın… Kız mı erkek mi, kaç aylık şimdi?

– Kız, adı Lavin… 6 aylık oldu. Çok tatlı…

◊ Edip Dede oldun yani, ilk torun değil mi?

– Evet Edip Dede olduk artık. Bir kızım, bir oğlum var; Türkü ve Ozan… Türkü’den güzel bir armağan aldık, ilk torun… Ozan’dan bekliyoruz artık…

◊ Yıllar sonra bir bebeği kucağına almak nasıl bir duygu? Torun sahibi olmak, ikinci bir babalık mı?

– Biz büyüklerimizden şunu duyduk; “Çocuk fıstık, cevizdir. Torun olduğu zaman fıstığın içidir, cevizin içidir.” Tabii ki evlatlarımız, canımız ciğerimiz ama torun olunca biraz ikinci planda kalıyorlar. (Gülüyor) Sabah kalktığım zaman Lavin’i sevmek, öyle güzel bir enerji veriyor ki… Düşün şimdi daha 6 aylık.

Bir de “dede” dediği zaman, ben ne yapacağım? Kesin eriyeceğim, hayat daha da başka olacak.

İZLEYİCİ BENİ ÖZLESİN

◊ “Yoğun bir konser maratonum var” dedin, bu sene Bodrum’da da sahneye çıkacak mısın?

– Evet, yoğun bir trafiğim var ama ben seçici biri olduğum için her konsere gitmiyorum. Bodrum’da geçen sene konser verdik. Ben, Edip Akbayram’ın özlenmesini istiyorum. Her şey para değil. Bu sene de “Bodrum’a gidelim, yine konser verelim” diye düşünmüyorum.

Aradan zaman geçsin ki, izleyici sanatçıyı özlesin…

◊ Sürümden kazanayım derdin yok yani…

– Kesinlikle öyle bir şey yok. Müziğe zaten ticaret olarak bakarsan kalıcı olamazsın.

◊ Ama günümüzde artık öyle bakılıyor…

– Evet, şu anda sektörde attığınız her adım ticari. Ama benim bireysel yöntemim öyle değil. Çünkü siz topluma güzel şeyler yaptığınız zaman, az veya çok karşılığını alırsınız. Bunu da 50 yılın deneyimiyle söylüyorum.

◊ Sanatta 50 yıl, büyük gurur kaynağı olsa gerek…

– 50 yıl içinde 3 kuşağa şarkı söylemek bir sanatçı için gerçekten çok büyük bir gurur. Dede, anne, torun… Bu portföy genişledikçe, ben daha çok mutlu oluyorum.

BİLETLİ KONSER VERMEK HER YİĞİDİN HARCI DEĞİL

◊ 21 Eylül’de Denizbank Açıkhava Konserleri’nde sahneye çıkacaksın. En son ne zaman Açıkhava’da konser vermiştin?

– 7 sene oldu.

◊ Konser için sürprizlerin var mı?

– Var tabii, senfonik bir orkestra kuracağız. Heyecan doruk noktasında. Çünkü yaylılar, kemanlar yazılıyor. Çok iyi bir konser olacağına inanıyorum.

◊ Açıkhava sanatçılar için özel yerlerden biri değil mi, sanki oradaki konserler daha farklı oluyor?

– Evet, Açıkhava İstanbul’un en özel yerlerinden birisi. Yaz konserlerinin en büyük özelliği, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu.

İstanbul’da bir de konser verilebilecek güzel yer olarak Bostancı Gösteri Merkezi var.

Bu sene orada da konser verdim. Çok yoğun bir ilgi vardı. Belki Harbiye Açıkhava’daki konserden birkaç ay sonra tekrar Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahneye çıkabiliriz.

Çünkü orada da senfonik bir konser vermek istiyorum.

◊ Biletli konserlerde, alanı dolduramayacağım korkun oluyor mu?

– Türkiye’deki ekonomik dengesizliğin içinde biletli konser vermek her yiğidin harcı değil. Ama çok şükür, dinleyicilerim beni hiçbir yerde yalnız bırakmıyor…

Bir de bilet alıp gelenler, radikal bir Edip Akbayram dinleyicisi…

Oturup bütün şarkılarımı A’dan Z’ye kadar söylüyorlar. Düşünün Harbiye 5 bin kişilik ve 5 bin kişi hep bir ağızdan “Aldırma Gönül”e eşlik ediyor. Gerçekten çok korkunç bir keyif.

Sevgi ve hoşgörünün olduğu bir Türkiye resmi çizilmeli
Milyonların olsa da yediğin kuru fasulye, içtiğin çay aynı

 ◊ 50 yıllık müzik yolculuğunda Türkiye’nin birçok dönemine şahit oldun, darbeler, değişen politikalar…

– Türkiye, 12 Eylüller, darbeler bir sürü şey atlattı. Bunların mağdurlarından biri de benim. O dönem gözaltına alındım.

◊ 12 Eylül döneminde kaç gün gözaltında tutuldun?

– O zaman beni 14-16 gün Selimiye’de misafir ettiler.

Sonradan hiçbir örgüt ve partiyle ilişkim olmadığı anlaşıldığı için bıraktılar.

◊ İşkence gördün mü?

– Yok. Askeri de komutanı da bana çok saygılı ve sevgili davrandı. Ama ben senin aracılığınla dinleyicilerime tekrar teşekkür etmek istiyorum.Beni en dar günümden en güzel günüme kadar meydanlarda olsun, içeride olsun hiçbir zaman yalnız bırakmadılar, hep destek verdiler.Bu da bir sanatçının kariyeriyle sosyal yaşamındaki dengenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.Ben yaşadığım topluma hiçbir zaman ihanet etmedim. Bugün canım istese, 20 trilyon para kazanırdım.Ama Edip Akbayram olamazdım. Evet, para yaşam için geçerlidir. Ama İstanbul, Türkiye sizin olsa ne fark eder?Yediğiniz kuru fasulye, içtiğiniz çay farklı mı olacak? Ne yiyeceksiniz, ne götüreceksiniz? Ben hep bunu düşünürüm. Onun için de küçük şeylerle mutlu olmasını bilen biriyim.Şu anda da mutluyum, çünkü inancı ve politik görüşü ne olursa olsun yaşadığım toplumda insanlardan o sevgiyi görüyorum. O da trilyonlara bedeldir.

◊ Gerçekten her kesimden dinleyicin olduğunu düşünüyor musun?

– İnançlara, renklere ve görüşlere saygı duymak demokrasinin temelidir. İlla sen kırmızıyı sevdin diye, herkes kırmızı sevmek zorunda değil.Ben maviyi sevdim diye, maviyi sevmek de zorunda değil. Renkler olacak…Bir çiçek bahçesinde her yer kırmızı olursa, o çiçek bahçesinin bir güzelliği kalmaz.Motifler ve renkler hep değişik olacak. Ben ülkemde bunu istiyorum.

◊ Ama en çok kutuplaşma ve ayrışma sanat dünyasında var…

– Evet, kutuplaşma en başta sanat camiasında başladı.Oysa ki sanat özgürlük, aydınlık ve demokrasidir. Ama hepimizi bir ötekileştirme politikasına sokmaya çalışıyorlar.Halbuki sanat birleştiricidir, yol gösteren bir kavramdır.

◊ İyi güzel de senin de küstüğün, konuşmadığın arkadaşların var…

– Cumhuriyet ve demokrasiye inanmayan arkadaşlarıma selam vermem ve küserim. İsim vermeye lüzum yok, bunu toplum çok iyi biliyor.

HİÇBİR ZAMAN UCUZ KAHRAMANLIK YAPMADIM

◊ Hatırlıyor musun abi, 2004 yılında Soma faciası sonrasında sen, ben, Yavuz Bingöl ve Onur Akın maden köylerini ziyarete gitmiştik.

– Hatırlamam mı Cengiz… Dostlarımızla faciada hayatını kaybedenlerin mezarlarına tek tek karanfil bıraktık.

◊ Peki, ne oldu da o minibüstekilerin yolları ayrıldı, dostluklar bitti?

– O konuda fazla yorum yapmak istemiyorum. Bunun neticesini, ileride toplum zaten kendisi verecektir. Bizim bireysel olarak ‘yanlış yaptı’ deme lüksümüz yok.

◊ Toplumda ‘farklı renkler olsun’ dedin, o minibüsteki Yavuz da iktidarın yanında yer alamaz mı?

– Biraz önce de dediğim gibi sanatçı yaşadığı toplumunun önderidir, yol göstericisidir. Çağdaşlaşmanın bir bireyidir.Ben 50 yıldır hükümetlerin dışında olmayı tercih ettim.Emeğin ve emekçinin ne kadar yüce bir değer olduğunu bildiğim için bütün şarkılarımı onlar için söyledim. Bu omuzdaki yük çok ağır.

◊ Peki sol iktidar olduğu zaman da mı dışındaydın?

– Tabii ki. Benim hiçbir sol parti ve örgüte kaydım yok. Ben her zaman 80 milyona şarkı söyledim. Alan alır, almayan almaz. Ama beni hiçbir partiye entegre edemezler.

◊ Ama düzenlenen çeşitli şenliklerde konser verdin.

– Onlar, cumhuriyet ve demokrasi şenlikleriydi. Yine olsa, yine söylerim.

Ben Atatürk ilkeleri, cumhuriyet ve çağdaşlığa inanan bir insanım. Yıllardır da bu şekilde durmaya çalışıyorum ve duracağım da…

◊ CHP ya da diğer sol partilerin şarkılarını seçim kampanyalarında kullanmasına izin verir misin?

– Veririm, sağ parti de çalsa bir şey demem. Bu şarkılar toplumun. Bizim yaptığımız şarkılar toplum benimsedikten sonra bizden çıkıyor.

◊ Artık linç kültürü de başladı. Şarkılarını verip eleştirilmeyi göze alır mısın?

– Toplum kimi linç edeceğini, kime saldıracağını iyi bilir. Bu işin eğer mankeni olmaya çalışırsanız, dersinizi alırsınız. Ben hiçbir zaman ucuz kahramanlık yapmadım, yapmam da.

Proje albümlere sıcak bakmıyorum

◊ Yeni bir albüm çalışması var mı?

– Aslında vardı, yakın dostum Galip Kayahan’la güzel bir repertuvar hazırlıyorduk. Ancak Galip geçen ay kalp krizi geçirip vefat etti. Onun ölümü bizi derinden üzdü, ara verdik.  Şimdi yazlık konserleri bitirdikten sonra onun bize bıraktığı besteler var, onları dinleyip şarkı seçimine başlayacağız. Beni heyecanlandıracak güzel şarkılar olduğunu düşünüyorum. İnşallah 6 seneden sonra yeni bir albümü yapacağız.

◊ Albümde eski şarkıların da yer alacak mı?

– Hayır, yeni şarkılardan albüm yapacağız. Ben zaten Edip Akbayram arşiv albümleri yaptım, yeniden tekrarlamanın anlamı yok. Yeni albüm, yeni heyecan olacak.

◊ Peki, bir proje albümü yapmayı düşünüyor musun?

– Hayır.

◊ Neden?

– Ben modaya uymuyorum. Biri düet yaptı diye Edip Akbayram da düet yapacak ya da biri proje albümü yaptı, Edip Akbayram da proje albümü yapacak diye bir şey yok. O benim içimden gelecek bir şey.

◊ Edip Akbayram şarkılarını başkaları söylese güzel olmaz mı?

– Ama bunlar yapıldı işte, bir özelliği yok. Daha farklı şeyler, gündeme gelirse neden olmasın? Sonuçta çağıyla yarışan insanlarız.

◊ Dediğin gibi proje albümleri çok yapıldı, bu da olayı biraz ucuzlaştırdı. Ama ben yine de sizin gibi usta sanatçıların yapması taraftarıyım.

– Haklı olabilirsin ama ben şu anda sıcak bakmıyorum.

◊ Başkalarının proje albümünde yer alır mısın?

– Teklifler geliyor ama şu an şartlarım uygun olmadığı için düşünmüyorum. Benim sanatıma uygun bir şeyler gelirse, tabii ki yer alırım.

Bizi kimse ayıramaz

 ◊ Sizi hep Alevi kültürüne yakın biri olarak tanıdık…

– Ben Alevi değilim, defterimde Sünni yazıyor. Lisede müziğe başladığım zaman güzel bir cümle gördüm; “Eline, beline, diline sahip ol” diye… “Bu kim” dedim. “Bu Alevilerin felsefesi” dediler. Bu cümleyi açtığınız zaman, çok güzel bir insan profili çıkıyor. Sonra başka güzel bir cümle daha buldum, “Benim kabem insandır” diye… Ben 80 milyona şarkı söylüyorum, sen 80 milyona yazıyorsun.

O zaman ben şarkı söylüyorsam, herkesin inancına saygılı olmak zorundayım. Demokrasinin kuralı budur. Ben ibadet ediyorsam, insana ibadet ediyorum. Benim kabem insandır… Aslında bu felsefeyi tüm insanlar içinde hissetse ötekileştirme olmaz. Bireysel ve sanatsal kavga olmaz.

◊ Hiç umutsuzluğa kapılıp çekip gitmeyi düşündünüz mü?

– Benim ülkem dünyanın, en büyük cennetidir.

Dünyanın tüm kıtalarında konser verdim. Paris ve Londra, benim için 3 gün sonra biter. Gidin en uzak ülkelere… 3 gün sonra “Ah benim vatanım, İstanbul’um” derim. Niye bu cennet vatanda inanç, görüş ve renklere saygı duyarak yaşamımızı sürdürmüyoruz?

◊ Sosyal medya kullanıyor musunuz?

– Benim sosyal medyayla alakam yok. Menajerim çağın gereği iletişim kurmak için kullanır. Bazen bana öyle resimler gösteriyorlar, inanamıyorum.Bir insan neden bir kedi yavrusunu alıp da duvardan duvara vurur? Bir köpeğin ayağını keser? Biz böyle bir topluluk değildik. Ben eskiden hep şunu söylerdim; “Hakkari’nin bir köyüne gidin. Herhangi bir kapıyı çalıp ‘karnım aç’ deyin.Bir tane zenginliği vardır, o da hayvanıdır. Onu da keser, sana verir.” Böyle bir insan profili olan bir ülkeyiz biz.Bizi en kısa zamanda gerek sağ gerek sol kesim olsun, birleştirmeleri lazım.TC kimliği taşıyan herkes benim için bu ülkenin vatandaşıdır.Bizi kimse ayıramaz.Sevgi ve hoşgörünün olduğu bir Türkiye’nin resmi çizilmeli. Yoksa sonuçları daha kötü olur.Biz kardeşçe yaşadık, bundan sonra da öyle yaşayacağız. Herkes birbirine sevgiyle bakacak.Ben rakı içiyorsam, benim cehennemime karışmayın. Siz namaz kılıyorsanız, ben sizin cennetinize karışmayacağım.Bu da benim için demokrasinin kuralıdır.Bunu yaptığınız zaman, bu ülkede saygısızlık ötekileştirme olmayacak.

Türkülere ihanet olmaz

 ◊ Genç sanatçılar da zaman zaman türkü söylüyorlar. Genç kuşakta senin ya da Neşet Ertaş’ın yolundan yürüyebilecek isimler var mı?

– Gençlerin kendi kültürünü sahiplenmesi, türkülerimizi söylemesi çok büyük bir kazançtır. Zaman zaman çok güzel sesler, çok güzel türküleri dinliyorum. Ama isim vermek istemiyorum, işini yapan herkese saygı duyuyorum. Çünkü daha önce birkaç isim vermiştim, beni yanılttılar. Bundan sonra isim vermeyeceğim. Ama Mor ve Ötesi ile Manga’yı beğeniyorum, çok güzel şeyler yapıyorlar. Bunları abi olarak desteklemek görevimiz. Yeter ki yoz müzik yapmasınlar.

◊ Yavuz Bingöl’ün kızının adı da Türkü, senin kızının adı da. Politik olarak yıllarca aynı çizgiye yakın duran kızlarına Türkü ismini koyan isimler nasıl yol ayrımına gelebiliyor?

– Onu ona soracaksınız, ben yanıt veremem. Ben yıllardır türküler söyledim ve kızına ilk Türkü ismini veren benim. Ama şunu söyleyeyim; türkülere ve sanata ihanet olmaz. Bu benim için çok önemli.

Kemal Sunal’ı eleştirene yazıklar olsun

◊ Geçen hafta toplumun ortak paydası olan Kemal Sunal’ı eleştiren bir yazara herkes tepki gösterdi…

– Kemal Sunal’ı eleştirene yazıklar olsun. Bugün Kemal Sunal, Levent Kırca ve Tarık Akan herkesin evine girmiş, kültürümüze katkısı olmuş değerli insan. Bir insan öldüğü zaman, onu sevmeseniz bile “Allah rahmet eylesin” dersiniz.

Ölünün kendisini savunacak hali yoktur. E bunu yapın bari.

◊ Peki, sanatçılar öldükten sonra mı hak ettikleri değeri görüyor?

– Ben yaşarken şöyle gördüm, Kapadokya-Avanos’ta kaldığımız bölgede bir sokağa benim adım verildi. Bu sanatçının yaşarken almış olduğu değerdir.Ama bu ölçü değildir.

◊ Ölçü nedir?

– Ben Gaziantepliyim. Ortaokulda müzik hocamız, ilk derse elinde bir enstrümanla girdi. “Çocuklar bunun adına keman derler. Klasik müziğin en önemli enstrümanlarındadır” dedi ve bize Beethoven ve Mozart’tan eserler çaldı. Daha sonra ben müziğin içine girdiğim zaman kendi kültürümüzü incelemeye başladım. Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş, Karacaoğlan, Ali Kızıltuğ… Bunlar da benim ülkemin Mozartlarıdır. Aşık Veysel, engelli bir insan olarak “Güzelliğin on para etmez. Bu bendeki aşk olmasa” demiş, bu lafı dünya çapında bir akademisyen söyleyemez. Bunlar bu ülkenin filozoflarıdır. Keşke onları bir fanusun içinde saklasalardı.

◊ Başka ülkede olsa el üstünde tutulurlardı…

– Onlar bir İngiliz ve Fransız sanatçısı olsalardı yere göğe konmazdılar. Ama yokluk içinde öldüler. Niye değerlerimize sahip çıkmıyoruz? Bir Nazım Hikmet’i vatan haini diye ülkeden gönderdik. Sonra da dünya şairi yaptık. Fazıl Say’ı da zamanında eleştirdiniz. Ben yıllar önce Fransa’da Fazıl Say konserine gittim. 3 bin kişilik salonunun yarısı Fransız, yarısı Türk’tü. Tüylerim diken diken oldu. Bir Fazıl Say daha bu dünyaya gelir mi? Herkes saygı duysun. Bu ülkede gerçek sanatçı çok az çıkıyor. Bu yüzden bu sanatçılara sahip çıkılması lazım.

Sevgi ve hoşgörünün olduğu bir Türkiye resmi çizilmeli
Beni sadece sanatımla eleştirirsin

◊ Kaç yıllık evlisiniz?

– 40 yıllık evliyiz.

◊ 30 yıldır meslekteyim, senin hiç magazinsel haberini duymadım. Peki, nedir bunun sırrı?

– Ben de dört dörtlük insan değilim, hatalarım olabilir. Ama beni sanatımla eleştirirsin. Kötü bir albüm yapmışımdır, eleştirirsin. Ya da “Edip abi çok güzel bir albüm yapmış” dersin. Ama yatak odama kamera sokmak zorunda değilim.

Niye ayakkabından iç çamaşırına kadar popülist kültürde haberin çıkacak diye kendini ortaya atıyorsun. Atma be kardeşim! Biz sadece ailemle bir kere Halit Kıvanç’ın programına katıldık. O da Akbayram ailesini gösterelim diye… Zaten benim çocuklarım “baba biz senin aksesuvarın değiliz” derler.

◊ Ayten Hanım da seramik sanatçısı ve yılın belli ayları Kapadokya’da yaşıyorsunuz…

– Evet, Kapadokya’da evimiz var, 6 ay orada yaşıyoruz. Evin altında da eşimin atölyesi var. Orada seramikleri yapıyor, sonra TÜYAP’ta satıyor. Yurtdışında sergiler açıyor… Orada yaşam çok güzel. Şimdi herkes Marmaris ve Bodrum’da yazlık alıyor. Ben buraya torunum var diye geldim. Ama benim için zor, engelliler için bir yer bile yapılmamış.

◊ Engelli olmanın Türkiye’deki zorlulukları neler?

– Engelliler için hiçbir çalışma yapılmıyor. Şu an kaldığımız otelden örnek vereyim, burası herkesin 2 ay önceden yer bulamadığı bir yer. Mesela ben iskeleye gitmek istedim, yardımcım beni engelli arabasına bindirdi ama karşımıza merdiven çıktı. Yeniden in, hiç mi düz yol yapmazsın? Torunun puseti var… Bebekli aileler var… Buraya sadece gençler, sağlıklı insanlar mı geliyor? Engelli, yaşlı, çocuklu anne dünyanın her yerinde birinci sınıftır. Bunları bir düşünün, bir kolaylık gösterin. Bugün Avrupa’ya gidiyoruz beni gören hemen yol veriyor, kuyruk varsa görevli beni en başa götürüyor.

Politikaya girince pek dürüst kalamıyorsun

◊ Donald Trump deyince aklına ne geliyor?

– Deli bir adam geliyor. Bütün dünyaya egemen olmaya çalışan Amerika’nın yıllardır yapmış olduğu “böl parçala yönet” metodunun son mimarı.

◊ Dolar krizini nasıl değerlendiriyorsun?

– Amerika’nın doğrudan müdahalesi var tabii. Ama kendi eksiklerimize de bakmamız lazım.

◊ Solun yıllardır en büyük mücadelesi emperyalizmle değil mi?

– Evet, başka ne olabilir ki? Kapitalizm ve emperyalizm solun en çok mücadele ettiği kavramlardır. Benim evime 1 kilo kıyma giriyorsa, komşuma da girsin ki, bana imrenmesin. Kimse kimseye imrenmesin, uçurum olmasın. Bana tüm yetkiler verilse, işçimin memurun maşını artırırdım. Bakın o zaman bu ülkede anarşi, kıskançlık kalır mı?Bu yapılmayacak şey de değil. Memura işçiye 1450 TL vereceğine 2 bin 500 lira ver. Taşeronu kadrolaştır. İşçi ve taşeron arasında ayrım kalmasın.

◊ Neden siyasete girmedin?

– Bülent Ecevit zamanından beri milletvekili olmam için çok teklif geldi. Deniz Baykal’dan da teklif aldım.Ama ben hep şunu söyledim; “Bu ülkede kimse işini yapmıyor. Bırakın biz türkülerimizi söyleyelim, siyasetçi de siyasetini yapsın.” Yıllardır da türkümü söylüyorum.

◊ Zülfü Livaneli’den Sabahat Akkiraz’a birçok sanatçı siyasete girdi ama…

– Girsinler abi, sonuç? Sanatçı, siyasetin aleti olamaz. Politikaya girince pek dürüst kalamıyorsun.Şimdi diyelim ki ben CHP milletvekiliyim, parti başkanım yanlış karar aldığı zaman elimi kaldıramam.Biz bunu yapamayız. Ben Edip olarak milyonlar kazanabilirim ama her şey para değil.

◊ Ama hak ettiğini de kazanmıyorsun. “Teliflerimi alsam şimdi 2 uçağım vardı” demiştin…

– Ben 50 yıldır sanatın içindeyim. 50 milyon albüm satmışım. Bugün üçüncü sınıf İngiliz sanatçının bile altında uçağı var. Bu ülke böyle, ama yine de ülkemi seviyorum.

◊ MÜYOBİR’in yönetimindesin, telif hakları için yaptığınız çalışmalar nasıl gidiyor?

– En uyumlu meslek birliği biziz. İyi çalışıyoruz.Lisanslamalar konusunda çok iyiyiz. Yeni kuşak sanatçılar gelecek dönemde çok şanslı olacaklar.

◊ Arif Sağ ve Orhan Gencebay arasındaki MESAM meselesine ne diyorsun?

– Ben o meseleyi çok ayıpladım, sanata yıllarını vermiş iki kişinin yanlış anlaşılmalar nedeniyle basına düşmeleri beni çok üzdü.Dilerim ki, yakın zamanda Arif de Orhan da ortasını bulur ve dostluklar sürer.