ATATÜRK’ ÜN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ İDDİASI: Atatürk’ü Masonlar Zehirledi… 1935 Mason Localarını Kapattı ve…

293

ATATÜRK’ ÜN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ İDDİASI:

33 dereceli Mason’un itirafı:
“Atatürk’ü silâhla ortadan kaldırmayı düşündük!”

ResimYıl 1948, Ağustos 1’i. Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti (ELD)’nin “Laiki foni” yani “Halkın sesi” isimli gazetenin 685’inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Benaroysan şunları yazar:

“Mefkûremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!..”

33 dereceli komünist mason hangi darbeden bahsetmektedir ve “akıbeti feci şartlar altında ölüm” olan kimdir?

Bırakalım onu da kendi söylesin:

“(..) Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke’ye hitaben, ‘Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarımıza muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliriz. Ve bir daha diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz’ demişti…

(…)

O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.

Fakat asla!

Türkiye’deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova’da tarihî bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir hâlde, oradakilere şaşkınlık içinde haykırdım:

-‘O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!’

İşte böyle… 1948 yılı Ağustos ayının 1’inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı “Laiki Foni”nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas’ın itirafları.

Bu itiraflar General Cevat Rifat Atilhan tarafından çevrilmiş, “Atatürk’ün Ölümündeki Sır Perdesi” alt başlığı ile gazeteci Ogün Deli tarafından kaleme alınan “Agoni” isimli derlemeye de alınmıştır.

Biz oradan aktarıyoruz.

Evet, Atatürk Türkiye’deki mason derneklerini, “Kökü dışarıda yahudi uşakları” diyerek kapatıyor ve dünya masonları bunun üzerine Moskova’da gerçekleştirdikleri bir toplantıda, “O sarı lider suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!” kararı alıyorlar.

Sonrasını zamanın kıdemli komünistlerinden 33 dereceli mason Avram Benaroysan’ın kaleminden okumaya devam edelim:

“-Atatürk’ün âni bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silâhla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye’de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi.”

Localarını kapattığı için Atatürk’ü “ortadan kaldırma” kararı alan mason-komünist ittifakı silâhla öldürme riskini başarı şansı yüzde 10’larda olduğu için tercih etmez. O zaman şu kararı alırlar:

“-Onun ölümü esrarengiz olacaktır!”

Balkanların kıdemli komünisti, 33 derece mason Avram Benaroysan’ın 1948’de kaleme aldığı itiraflarında Atatürk’ü esrarengiz ölüme götüren yol haritası şöyle anlatılıyor:

“-Mason cemiyeti Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra; mason biraderler, cemiyet sanki kapatılmamış ve Atatürk’le aralarında hiçbir ihtilaf yokmuş gibi vaziyet aldılar. İmkân buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; sarı lider kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti…”

Ve devam ediyor üstat mason Benaroysan:

“-Doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden; 1937 ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını za’fa düşürmek suretiyle indirdi…”

İşin özü bu…

Detayları lazer Yayınları arasında çıkan “Agoni”den öğrenebilirsiniz. Yunanistan’da yayınlanan 1 Ağustos 1948 tarih ve 685 sayılı “Laiki Foni” gazetesine ve zamanın kıdemli komünisti 33 dere mason Benaroysan’ın hayatına ulaşmak Atatürkçü bir Genelkurmay için, TBMM için, Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan emekli generaller, meselâ Çevik Bir için de zor olmasa gerek…

Adamlar, mason derneklerini kapattığı için Atatürk’ü biz öldürdük. Önce vurmayı düşündük, sonra başaramamaktan korktuk, onun çevresini kuşattık, güvenini sağladık, sonra da hedefimize ulaştık diyor, Atatürkçüler susuyor, pısıyor… Kur’an kurslarına, başörtüsüne aslan kesilenler masonlarla kadeh tokuşturuyor…

Anlatılanlar hakikat ise, yedi düveli yenen Atatürk, üç buçuk masonun elinde can çekişe çekişe can vermiş ve onun canını alanlardan hesap sorulmamış, bu ayıp bu millete yeter de artar bile…

Ya sonra?

Mason dernekleri 1948 yılında “İnönü’nün emri ve Celal Bayar’ın desteği ile” tekrar faaliyete geçtiler. Halkevlerine devredilen mallarını da geri aldılar…

Peki, burada bitti mi?..

Hayır, bitmedi, bitmeyecek gibi de görünmüyor…

Atatürk’ün bedenini ortadan kaldıranlar oklarını onun ilkeleri ve felsefesine, onun çok sevdiği milletine ve milletinin değerlerine tevcih ettiler…

Üzülerek ifade edelim ki bu bahiste de başarılı oldular…

Lütfen, “Atatürk’ten, millî devletten, Lozan’dan vazgeçin” diyen ve “Şehitlik ve gazilik kavramları kaldırılsın” diyenlerle, “Türkiye moziktir, millet değil, halklardır” diyenlere dikkatle bakınız…

Pek çoğunun yüksek dereceli masonlar olduğunu göreceksiniz…

Ankaralı işadamı Muhammed Yüksel, Beyaz TV’de, Latif Şimşek’in sunduğu “Dinamit” programında, “Bu fotoğraflar elime açıklayamayacağım bir yerden geldi ve bu fotoğraflar Genelkurmay arşivlerinde bile yok” diyerek, Atatürk’ün ölüm sonrası yapılan otopsi raporlarını yayınladı.

“Arşivci” kimliği ile tanınan Yüksel’in iddiası şu: “Atatürk zehirlenerek öldürüldü.”

İddiasını destekleyen görüşü ise gayet mantıklı:

“Otopsi raporu niye yayınlanmadı?”

Fotoğraflar otopsiye katılan doktorlardan biri tarafından çekilmiş. O doktor, Osmanlıca beyanlarda da bulunmuş.

“Biz bu beyanları çözdük ve biz bu görüntüleri o doktorun arşivinden aldık” diyor işadamı Muhammed Yüksel. İki gündür hemen bütün gazetelerde yer alan ve internet ortamında en çok tıklanan bu iddia ve görüntüler üzerine artık bir şeyler söyleyebiliriz.

Önce otopsiye katılan doktorlara bakalım:

Dr. Akil Muhtar, Dr. Mehmet Kamil, Dr. Süreyya Hidayet, Dr. Abra Vaya.

Bu isimlerden, Dr. Abra Vaya, yahut otopsiye katılanların tamamı, Atatürk’ün Brutus’u gibi sanki. Önce Abra Vaya’ya dikkat çekelim. Çünkü, ilk üçü ile ilgili meselâ internet ortamında çok geniş bilgiler bulabiliyorsunuz amma Dr. Abra Vaya hakkında, Atatürk tarafından CHP azınlık kontenjanından milletvekili yapılmış, kurucu meclis üyeliğine getirilmiş, senatör olmuş olmasına rağmen, meclis zabıtlarındaki isminden başka hiçbir bilgiye ulaşamıyorsunuz.

Bu gizlilik niye ve kimin başarısı?

Herhalde bu gizlilik, Dr. Abra Vaya’nın kimliğinden kaynaklanıyor. Çünkü Dr. Abra Vaya, Yahudi kökenli. İzmirli bir Rum’la evlenmiş. Atatürk de onu özel doktoru yapmış. Lâkin adı bir hayalet gibi dolaşıyor ama ete kemiğe büründürmek pek mümkün olmuyor. Otopsiye katılan diğer isimler de Atatürk’ün Brutus’u olabilir.

Türk toplumunun “dönme” olarak bildiği Sebatay Cemaati mensuplarından Ilgaz Zorlu, 2000 yılı Şubat ayında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın organize ettiği Diyalog Platformu’nda, “Sabatay Sevi, kendi cemaatine ‘benzet; ama asla benzeme’ doktrinini benimsettiğini” açıkça itiraf etmiş, belki ne dediğimi anlamayanlar yahut tevil edenler bulunur diye de sözlerine şu açıklığı getirmiştir:

“-Kendini Müslümanlara benzet; ama asla onlar gibi olma. Sabateistler bulundukları ülkenin kurallarına kesin olarak uyarlar. Örneğin biz her dini toplantımızda Cumhurbaşkanı Demirel’e ismen dua ederiz.”

Bilemiyoruz…

1938 yılında bütün dünyada otopsi yapılıyor, ölüm raporu yayınlanıyor, Atatürk gibi bütün dünyanın dikkatlerini üzerinde toplayan bir şahsiyetin otopsisi yapılıyor ama ölüm raporu yayınlanmıyor, üstüne üstlük ölüm sebebi, “Siroza bağlı kalp durması” olarak açıklanıyor. Yani bu milletin çocuklarına, sizin Atanız boğazına, zevkine hâkim olamadı, içe içe gitti mesajı veriliyor. Böyle bir açıklamanın yapılması bile tıp etiğine uymuyor, uymuyor amma oluyor. Oysa Atatürk, iradesi güçlü bir kişi idi. Meselâ cephede ağzına damla içki koymazdı.

Benzer iddialar Fatih’in ölümü için de varittir, biliyorsunuz. Yani Atatürk ne ilktir, ne de sondur.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu 75 milyonun gözleri önünde şüpheli bir ölümün kurbanı olmadı mı? ASELSAN’da stratejik araştırmalar yapan Türk mühendislerin “intihar” süsü verilerek katledilmeleri kayda değer değil mi? Bugün Ecevit’in ölüm sebebi niçin araştırılıyor? Özal’a yapılan suikastın örtbas edilmesinin arkasındaki sır ne? Dahası, Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümü, Atatürk’ün ölümü, yahut öldürülmesine ne kadar da benziyor? Normal ölüm de olsa devlet başkanına otopsi yapılması gerekiyor amma Özal’a yapılmıyor. Niye? Alınan kan örneğinin bulunduğu kap kırılıyor. Niye? Her ihtimale karşı araştırmalar yapılsın diye saç, tırnak yahut benzeri doneler alınması gerekiyorken bunların hiç biri yapılmıyor, “Kap krizi” denilerek mesele kapatılıyor. Niye?

Bugün bu iletişim çağında bunlar oluyorsa o gün kim bilir neler olmuştur, öyle değil mi?

Ve insan ister istemez “Atatürk’ün gizli vasiyeti” iddialarını hatırlıyor.

Hani, Atatürk’ün sırdaşı, istihbarat subayı Mehmet Rifat Efendi’nin oğlu Selahaddin Bey, oğlu Alaaddin Bey ve torunu Meriç Tümlüer’in var olduğunu iddia ettikleri ve “Ölümümden 100 yıl sonra açılsın” diyerek kaleme aldırdığı, bir güç tarafından ısrarla gizlenen, Türk milletinden saklanan vasiyetini…

Evet, T.C.’nin Başbakanı Sayın Erdoğan…

Hem Atatürk’ün gizlenen vasiyetini, hem ölümünden sonra yapılan otopsi neticesi varılan, “Atatürk zehirlendi” iddiasının açıklığa kavuşması için size büyük ve ağır sorumluluklar düşüyor.

Bu, zamana yayamayacağınız tarihî bir görevdir.

Kaynak:http://www.guncelmeydan.com/pano/ataturk-u-masonlar-zehirledi-t16936.html