Muhteşem yörük gelini ve yer kebabı anısı

540

Muhtar bir arkadaşım vardı. Ailecek kendisine birkaç günlüğüne misafirliğe gitmiştik. Köy sandığına bir kaç keçi bağışlaması karşılığı, Nazilli tarafından gelen yörükler köy meralarında hayvan otlatmak için iki yıllığına çadır kurmuşlardı. Muhtarla sonradan dost olmuşlar, muhtar onların akü ile çalışan siyah beyaz radyolu televizyonlarını tamir ettirmiş, geri götürmesi gerekiyordu.

Köy kahvesinde otururken bana “hadi verip gelelim şu emaneti” dedi. Tamam dedim Soya çekim midir nedir, dağ, kamp, yörük ve doğal yaşama her zaman ilgim büyük olmuştur. Çadıra vardığımızda aile reisi bizi çok iyi karşıladı. iki oğlu hayvan otlatmaya gitmişti, çadırda küçük oğlu gelinleri ve eşiyle birlikteydi. Bize kalmamız yemek ziyafeti için çok ısrar ettiler.

Ben gizliden muhtara,“bunlar burada aile ben sıkılır utanırım bir bahane bul gidelim” dedim. Muhtar “evde hanımların haberi yok bizi merak ederler biz gidelim” deyince hanımlarınızı da alın gelin diyince  gelin hanım hemen söze karıştı “zaten neden eşlerinizi de getirmediniz hadi onlarıda alın gelin” dedi.

Muhtarla birbirimizin yüzüne baktık. Olur mu olur, neden olmasın. Zaten hepsinin sıcak güler yüzü içimizi ısıtmıştı. Hemen eve döndük, hanımlarımıza söyledik kabul ettiler sevindiler. Elimiz boş gitmeyelim dedi hanım, muhtarın hanımı örme ayak çorabına benzer patik, oyalı yazma denilen baş örtülerinden bir şeyler, muhtar da buz ve rakı koydu.

Biz zaten muhtarın misafiri olduğumuz için böyle şeyler koyma şansımız olmadığından geçerken köy bakkalına uğrayıp çay, şeker, kolonya türünden erzak, Rakı içmeyen olursa kola meyva suyu gibi bir şeyler aldık. Vardığımızda hanımlar gelinler sanki birbirlerini yıllardır tanıyorlarmış gibi sarmaş dolaş oldular.

Hediyeleri verdiklerinde oyalı yazmalara sevindiler, Bizim bakkal malzemelerini görünce gelinin ve ev sahibi kadının farkedilir derecede “ne gereği vardı” der gibi suratları bozuldu. Fakat bir şey demediler. Ben galiba büyük bir görgüsüzlük yaptık diye utandım.

Biz hanımlarımızı alıp gelesiye bunlar hayvanı kesmişlerdigelin 17 yaşlarında ya var ya yoktu. köçük kayını ile birlikte yüzmek için çadırın yanındaki ahlat bir ağacına asıyorladı.
gelin daha önce  toprağa 70 cm çapında 80 cm derinliğinde bir çukur kazmıştı.
çukurun içinde meşe ve maki örtüsü denilen pıynar ve harım odunları yanıyordu yarıya kadar kor olmuş hala üzerine odun koyuyorlardı.

Ben bu yaşta bir tavuk bile kesemezkengelinin kasaplığını görünce hayretler içinde kaldım.
Parmak kadar çakı bıçağı ile oğlak’ın derisini hiç parçalamadan bütün tulum çıkarmış ciğer ve sakatatlarını ayırdıktan sonra hayvanın kemiklerini hiç kırmadan ek yerlerinden el kadar büyüklükte parçalara bölmüştü.

Parçaladığı etleri ve deriyi yıkadıktan sonra sarımsak kekik gibi baharatlar ilave ederek tulum derinin içine tekrar geri koydu. boyun bacaklarında olan açık yerleri telle boğup iyice kapattı. içinde ateş yanan çukur ağzına kadar közle dolmuştu. Gelin dibinde 20 santim köz kalıncaya kadar közleri dışarıya çıkardı. içi et dolu tulum deriyi bütün bir şekilde çukura yerleştirdi. Tulumun kenarlarına ve üzerine daha önce dışarıya çıkardığı közleri yerleştirdi.

Bu burda bir süre kalacak dedi Bu arada yörük anne bize çadırın ortasında yaktıkları ateşte demlenmiş ada çayı ve sonrasında kahve ikram etmişti, Aynı ateşin üzerine bir de sac koyduk yer kebabının olmasına saatler vardı, Ciğer ve sakatlardan ön aperitif rakının yanında saç kavurması pişiyordu. Hep birlikte rakılarımızdan yudumlarken kıl çadırın direğinde asılı olan bağlama gözüme çarptı. Sürüde ki genç ve gelinin eşi de bize katıldı.

Artık bundan sonrasını yazmıyorum yazabilme imkanı yok sonrasında ne kebabın tadı yazılabilir ne oradaki güzellik, dostluk,sohbet tarif edilmez. Sadece yaşanır, Bundan sonrası artık sizin, okuyanın kendi yüreğiniz, kendi güzelliğiniz ve kendi hayal gücünüze bağlı.
insan
Not: O dönemde cep telefonları pek yaygın değildi ve bunları resimleyemediğime hala yanarım.
uygun resim aradım ama bunları buldum  idare edin. :)

insan’a aittir canli link verilmeden alıntı yapılamaz