“BEN DE HALİMCE BEDREDDİNEM”: SİMAVNE KADISI OĞLU ŞEYH BEDRETTİN Bir eski zaman komünisti Şeyh Bedreddin

307

“BEN DE HALİMCE BEDREDDİNEM”: SİMAVNE KADISI OĞLU ŞEYH BEDRETTİN

Bir eski zaman komünisti Şeyh Bedreddin

Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça,  

avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız.

                    Afrika Atasözü

Öncelikle şunu belirtmek isterim; bu yazı, insanlık tarihinin birikimine saygı gereği, yenilenlerin dilinden ve büyük şair Nazım Hikmet’ten esinlenerek yazılmıştır. Burada Şeyh Bedrettin’in hayatı, devrimci kişiliği, siyasal ve sosyal programı, müridleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile o dönemin tarihi maddi koşulları içerisinde sınıf mücadelelerinden bahsedeceğiz. Tarih sayfaları bazı tarihi kişilikleri görmezden gelerek geçmişi, dolayısıyla da geleceğe aktarılan umudu yok etmek ister. Ama insanın gözlerini kapatması güneşin doğuşunu nasıl engelleyemiyorsa; tarih de sayfaları ne kadar hızlı çevirirse çevirsin hakikati ortadan kaldıramıyor.

 -Serbest insan ve esir, patriçi ve pleb, derebeyi ve toprak kölesi, usta ve çırak, bir kelime ile ezenler ve ezilenler, nihayet bulmaz bir zıddıyetle birbirine karşı göğüs gererek bazen el altından, bazen açıktan açığa fasılasız bir mücadeleyi devam ettirdiler.”

Yıl 1402’dir, Sultan Yıldırım Bayezıt önderliğinde Osmanlı, tüm Orta Asya’yı ele geçirerek ilerleyen Timur’un ordularına karşı Ankara’da savaşı kaybetmiştir ve Osmanlı parçalanmıştır. Bunun üzerine Timur Anadolu’yu Yıldırım Bayezıt’ın oğullarına bırakarak geri çekilmiştir. Ve böylece Anadolu 11 yıllık Fetret Dönemine girmiş, bunun sonucunda da Bayezıt’ın oğulları Mehmet Çelebi, İsa Çelebi, Süleyman Çelebi ve Musa Çelebi arasında iktidar savaşlarıyla dolu bir mücadele, buna iç savaş da diyebiliriz, başlamıştır. Bu dönem büyük kargaşaların, göçler nedeniyle din üzerinden farklı halklar arasındaki büyük değişimlerin yaşandığı, dönemin hakim sınıfları olan Tımar sahiplerinin dönemin üretici sınıfı olan köylülerin harmanlarına, ekinlerine el koyduğu, köylü sınıftan alınan ağır vergilerle ekonomik sıkıntıların baş gösterdiği bir dönem. Ortaçağ’da üretici köylü sömürülen bir sınıftı. Bütün sömürülen sınıflar gibi üzerinde baskı koyulaştıkça, Bizans-Selçuklu-Osmanlı gibi daha merkezi olarak örgütlenmiş sistemlerde vergiler arttırıldıkça hayat tahammül edilemez hale geliyor, köylülerin de buna karşı mücadele eğilimleri o oranda artıyordu. Koşullarını bulduğunda bu eğilimler yer yer ve zaman zaman şiddetli isyanlara dönüşüyordu. Kısacası, köylü isyanları ortaçağda sınıf mücadelelerinin aldığı keskin bir biçimdi.

Peki kimdir Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin?

Fetret Devrine giren Osmanlı’da, otorite boşluğundan faydalanmaya çalışıp Osmanlı iktidarına talip bir Selçuklu soylusu mu, sarayda ders veren İslam Hukuk alimi mi, zaviyelerde mutasavvıf mı, bir tarikat şeyhi miydi?

Ya da, özellikle de buraya dikkat çekmek isterim, onbinlerce insanın önderi olmuş bir muhalif miydi?

Hayatı:

Şeyh Bedrettin’in babasının adı İsrail, gaziydi, Meriç nehrinin batısında yer alan Simavna Beldesinde kadı idi. Edirne’ye yerleşip orada yaşadı. Annesi Bizanslı bir komutanın kızıydı, Rum kökenliydi, eşi de Habeşli, kölelikten gelme bir kadındı, oğlunun eşi ise Ermeni’ydi. Bedrettin’in şecerecesine bakınca, şöyle bir sonuç çıkarmak da mümkün; içine doğduğu kültürle şekillenen harmanlanmış bir kişilik. Sonuçta değişik dillerden, dinlerden, geleneklerden o hanenin içine ninniler, masallar, efsaneler, hikayeler taşınıyordu. Özelikle de 13, 14 ve 15.yüzyıl toplumu böyle bir toplum. Bu da Bedrettin’in anlam dünyasında ve fikri temelinde belli bir “değeri” açığa çıkarıyor. Böylece tüm bunlar Bedrettin’in bir arada yaşamı savunan, toplumsal hoşgörüyü diri tutan, paylaşımı ve dayanışmayı esas alan enternasyonel kişiliğine katkıda bulunuyordu.

Kaynaklarda ( Torunu Hafız Halil’in yazdığı “Menakıbname” ve büyük ölçüde takipçilerinin yazdığına inanılan “Varidat” adlı eserinden anlıyoruz ki) Bedrettin ilk eğitimine Edirne’de başlar, daha sonra okumak için Bursa, Konya ve o dönem ilim merkezi olan Kahire’ye gider ve orada 20 yıl yaşar. Çok önemli bir ulema olur ve orada Şeyh Ahlati ile tanışır ve onun tasavvuf anlayışını benimser. Ahlati tekkesinde önce derviş, sonra da Şeyh olur. Tüm fikri altyapısını oluşturduktan sonra Timur’un hakimiyetinde bulunan bir diğer ilim merkezi olan Tebriz’e geçer, Timur’a muhalif olanlarla da görüşür orada ama oradan aradığını bulamadan ayrılır.

İşte asıl hikayemiz de burada başlıyor…

Hep bir ağızdan türkü söyleyip

hep beraber sulardan çekmek ağı,

oya gibi işleyip hep beraber,   

hep beraber sürebilmek toprağı,                                                                                         

ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,

yârin yanağından gayrı

her şeyde, her yerde, hep beraber!                                                                                                                                                         diyebilmek…

Bedrettin 1403-04 yılları arasında Rumeli’ye dönerken bugün Batı Anadolu dediğimiz, Ege’de Tire’ye uğruyor. Orada bir süre kalıyor ve Türkmen köylülerle görüşüyor. Daha sonra Sakız adasında Rumlarla ve Enez’den Girit’e kadar Hristiyan ve Yahudilerle bir araya geliyor. Çünkü burası o dönemim en önemli ticaret merkezilerinden biriydi. Oradan ayrılıp Kütahya’da Torlaklarla görüşüyor ve Çanakkale üzerinden Edirne’ye gidiyor. Tüm bu yol boyunca yaptığı ziyaretler belki de Bedrettin siyasi bir arayışta olduğunu gösteriyordu.

Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin, müridleriyle birlikte Ortaçağda, Müslümanların, Hristiyanların, Yahudilerin, kısacası bütün insanların eşitlik, kardeşlik ve özgürlük mücadelesini savunmaya kalkışmıştı.

1411-13 yılları arasında padişahlığını ilan eden Musa Çelebi, en üst dini merci olan adaletin başına Kazasker olarak Şeyh Bedrettin’i getirdi. Şeyh Bedrettin müridi Börklüce Mustafa’yı yanına kethüda olarak aldı. Günümüze kalan tek fermanı ise; o dönem Dimetoka’da bulunan en büyük 4 Alevi-Bektaşi tekesinden biri olan Seyyit Ali Sultan tekkesinin ( Kızıl Deli ) bugüne kadar yaşatan vakıf “fermanı” dır.. Bu belge devlet kayıtlarında da mevcuttur.  Artık Şeyh Bedrettin hem bir derviş, tasavvuf, lider hem de bir devlet görevlisidir. Şeyh Bedrettin’in, onu diğerlerinden farklı kılan bir diğer yanı da; Varidat’ta açık açık halkın anladığı anlamda bir tür “ölülerin dirilmesi”nin olamayacağını belirtmesidir. Bunun nedeni, aynen doğa bilimlerinde olduğu gibi ölü bedenin dirilmesinin mümkün olmadığına inanmasıdır. “Ahiret”, yani öteki dünya esasına da aynı nedenle karşıdır. Buradan çıkacak sonuç şudur: Ruh ile beden birbirine kopmaz biçimde bağlıdır. Ölümden sonra ruhun bedenden ayrı bir yaşamı olamaz. O zaman Kur’andaki melekler ve şeytan, cennet ve cehennem gibi bedenden bağımsız bir hayatı ima eden kavramlar? Bunlar da bu dünyada iyilik ve kötülüğe verilmiş adlar ve karşılıklardır. Öyleyse bu dünyadan başka bir şey yoktur. Yani cehenennem de, cennet de bu dünyadadır. Bu da apaçık maddeciliktir.

Devlet görevlisi olması ve farklı düşünmesi, onu tarihi açıdan önemli ve ilginç bir kişilik haline getiriyor.

Bu uzun süren iktidar savaşları sonucunda Mehmet Çelebi savaşı kazanır ve kardeşi Musa Çelebi öldürülür. 1413 yılında Şeyh Bedrettin de ailesiyle birlikte İznik’e sürgüne gönderilir. Bedrettin için zorlu bir dönemdir artık. Börklüce Mustafa’da Aydın’a döner.

Bedrettin ak bir koyun postu üstüne oturmuş Hattı talik ile yazıyor”Teshil”i. Karşısında diz çökmüşler ve karşıdan bir dağa bakar gibi bakıyorlar ona. Bakıyor: Başı tıraşlı kalın kaşlı ince uzun boylu Börklüce Mustafa. Bakıyor: kartal gagalı Torlak Kemal… Bakmaktan bıkıp usanmayıp bakmağa doymıyarak İznik sürgünü Bedrettine bakıyorlar…

1416 yılı, Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin ve müridlerinin önderliğinde Osmanlı köylüsünün ve yörüğünün, Müslümanı, Rumu, Yahudisi ile hem Ege’de, hem Rumeli’nde padişah Çelebi Mehmed’e karşı ayaklandığı, toprağı ve üretim araçlarını ortaklaştırmak üzere mücadele ettiği, orduyu iki kez yenilgiye uğrattıktan sonra sonunda yenildiği yıldır. Bu ayaklanmalardan ikisi Batı Anadolu’da, Ege bölgesinde, biri ise Rumeli’nde yaşanmıştır. Aydıneli vilayetinde (bugünkü İzmir ve Aydın) Karaburun’da Börklüce Mustafa önderliğinde Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin birleştiği ilk ayaklanma başlar. Özgürlüğü kısmen kısıtlı olan Bedreddin ancak Börklüce’nin ayaklandığını öğrendikten sonra İznik’ten kaçarak önce Kastamonu’ya, sonra Eflâk’a geçmiş, sonunda ayaklanmasını başlatacağı Dobruca ve Deliorman bölgelerine ulaşmıştır.

İznik gölünde akşam oldu.                                                                                                           Bedreddin eğildi suya                                                                                                                   avuçlayıp doğruldu.                                                                            

Ve sular parmaklarından dökülüp                                                                                              

tekrar göle dönerken dedi kendi kendine:                                                                            

“- O ateş ki kalbimin içindedir                                                                                                  tutuşmuştur                                                                                                                                  günden güne artıyor.                                                                                                                   Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna”                                                                                                                                ***                                                                                       Ben gayrı zuhur ve huruç edeceğim!                                                                                    Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.                                                                        Ve kuvvet ilmi, sırrı tevhidi gerekçelendirip                                                                        biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını iptal edeceğiz…”

Nazım bu kaçış sahnesini şöyle anlatır;

“Gece İznikten çıktık. Peşimizi atlılar kovalıyordu. Karanlık, onlarla aramızda duvar gibiydi. Ve bu duvarın arkasından nal seslerini duyuyorduk. Rehberim önden gidiyor, Bedreddinin atı benim al atımla Anastasınki arasındaydı. Biz üç anaydık. Bedreddin çocuğumuz. Ona bir kötülük edecekler diye içimiz titriyordu. Biz üç çocuktuk. Bedreddin babamız. Karanlığın duvarı ardındaki nal sesleri yaklaşır gibi oldukça Bedreddine sokuluyorduk.”

Börklüce Mustafa Aydın- Karaburun’da halka Şeyh Bedrettin’in düşüncelerini anlatarak, halkı örgütledi. Başta Türkmen Alevileri olmak üzere Yahudi esnaflar, Sakızlı Rum gemicileri her kimlikten her dilden emekçiler, ağalar devleti Osmanlıya karşı özgür ve eşit bir dünyanın bayrağını Karaburun’da yükselttiler. Saruhan (Manisa) Valisi İskender Paşayı burada bozguna uğrattılar. Böylece Börklüce’nin safları bu galibiyetle çoğaldı. Ardından Saruhan Bey’i olan Timurtaş Paşazade Ali Bey’i de bozguna uğrattılar. Börklüce Mustafa’nın safları onbinlere ulaşmıştı. Bu yenilgileri duyan Mehmet Çelebi, Rumeli ordusuyla beraber Şehzade Murat ve Beyazıd Paşa’yı isyanı bastırmaya gönderdi.

“Aydının Türk köylüleri, Sakızlı Rum gemiciler, Yahudi esnafları, on bin mülhid yoldaşı Börklüce Mustafanın düşman ormanına on bin balta gibi daldı. Bayrakları al, yeşil, kalkanları kakma, tolgası tunç saflar pâre pâre edildi ama, boşanan yağmur içinde gün inerken akşama on binler iki bin kaldı(…)”

Ve yenildiler… Burada Nazım’a kulak verelim;

Boynu vurulacak iki bin adam                                                                                                            Mustafa ve  çarmıhı                                                                                                                              cellat, kütük ve satır                                                                                                                              her şey hazır                                                                                                                                          her şey tamam .                                                                                                                                    Satırı çaldı cellat.                                                                                                                                  Çıplak boyunlar yarıldı nar gibi,                                                                                                          yeşil daldan düşen elmalar gibi birbiri ardınca düştü başlar.  

Ve her baş düşerken yere 

çarmıhından Mustafa baktı son defa.  

Ve her yere düşen başın  kılı depremedi:    

– İriş Dede sultanım İriş!

 Dedi bir,   

başka bir söz demedi…”

Börklüce Mustafa kollarından ve ayaklarından çivilenerek çarmıha gerildi. Yoldaşları onun gözleri önünde başları kesilerek idam edildiler ve tek bir söz çıktı ağızlardan, İriş dede sultan iriş!Saruhan vilayetinde (bugünkü Manisa), Bayezıt Paşa tarafından, Torlak Kemal’in ayaklanması da bastırıldı ve o da asıldı.

Bu isyanlar bastırılınca Bedrettin de Rumeli’nde (Bulgaristan ) Zagora bölgesinde Deliorman ya da o zaman kullanılan bir başka adıyla Ağaçdenizi’nde ayaklanma başlatır. Bunu duyan Mehmet Çelebi, bir yandan Selanik’i kuşatırken bir yandan da Timur’un yanında götürdüğü kardeşi Düzmece Mustafa ile çatışıyordu, bu kuşatma ve çatışmayı bırakıp Şeyh Bedrettin isyanını bastırmaya gider. Börklüce Mustafa esas olarak köylüleri ve kentlerin yoksullarını, Torlak Kemal ise esas olarak göçer Türkmenleri harekete geçirmiş olduğu halde, Bedreddin köylülerin ve göçerlerin yanı sıra askeri sınıftan unsurları ve Kirişçi Mehmed’in dışladığı eski tımar sahiplerini de harekete geçirmiştir. Yalnız bu ayaklanmanın yenilgisinin nedeni eski tımar sahiplerinin ve sipahilerin Kirişçi Mehmed’in yanına geçmesi ve bunun sonucunda Bedreddin’in cephesinin bölünmesi, kendisinin de bir pusu ile yakalanarak Serez’e padişahın huzuruna götürülmesidir. Mehmet Çelebi, Bedrettin’in bilimsel ve düşünsel kişiliğine duyduğu saygıdan dolayı cezasının ulema tarafından verilmesini istemiştir. Mevlana Haydar adında bir bilginden Bedrettin için bir fetva alınmıştır. Mevlana Haydar, yapılan tartışmanın sonunda edindiği kanaati bir fetva halinde sultana bildirdi:” Kanı helal ve fakat malı haramdır.” Bu karara hiç itiraz etmedi Şeyh Bedrettin, adeta kendi fetvasını imzaladı. Böylece Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin idam edilir. Bugün mezarının, II.Mahmut türbesinin içerisinde olduğu biliniyor.

Yağmur çiseliyor.

Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor

Serez çarşısı dilsiz, Serez çarşısı kör. Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü                                          

Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.                                                                                                                     Yağmur çiseliyor.”

Bedreddin’in ve takipçilerinin başlattığı hareket devrimcidir. Var olan düzene karşıdır, üretici köylülüğe ve Osmanlı’nın iskân etmeye çalıştığı Türkmen göçerlere yaslanmaktadır. Yani sosyolojik anlamda da bir halk hareketidir. Bedreddin’in önde gelen liderleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal halkın bağrından gelmektedir. Ve bu kadro ve takipçileri ortaklaşa bir toprak mülkiyeti ile halklar ve dinler arasında kardeşliği vaaz etmektedir.                                                                                                         

 “İsa peygamberin ölüsü etiyle, kemiğiyle, sakalıyla dirilecekmiş. Bu yalandır. Bedreddinin ölüsü, kemiksiz, sakalsız, bıyıksız, gözün bakışı, dilin sözü, göğsün soluğu gibi dirilecek. Bunu bilirim işte. Biz Bedreddinin kuluyuz, ahrete, kıyamete inanmayız ki, dağılan, fena bulan bedenin yine bir araya toplanıp dirileceğine inanalım. Bedreddin yine gelecek diyorsak, sözü, bakışı, soluğu bizim aramızdan çıkıp gelecektir, diyoruz.”

Bitirirken, yine Nazım’a kulak verelim, ne diyordu usta: Ne ah edin dostlar, ne ağlayın!                                                                                                     Dünü bugüne                                                                                                                             bugünü yarına bağlayın!

Kaynak: – Hikmet, 2002, YKY Yayınları, Şiirler

– Sungur Savran, iki devrimin hikayesi: Nazım, Bedrettin ve 1416 ihtilali

https://akilfikir.net/seyh-bedrettin-hayati/