Askerimize İşgal altındaki Türk adalarına ‘yaklaşmayın’ talimatı! İşgalci Yunan Askeri türk hükümetinin koruması altında

829

Eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Ümit Yalım, Yunanistan’ın Ege adalarını işgal ettiği haberleriyle ilgili yeni bir iddia ortaya attı.

“Subaylar bu işgalden alabildiğine rahatsız. Onlar, adalarla ilgili her gelişmeyi hemen Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi’ne anında rapor ettiklerini ama hiçbir şey yapılmadığını” savunan Yalım, “Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda görevli subaylara, ‘İşgal altındaki adalara yaklaşmayın’ talimatı var. Subaylar da ‘Burası bizim devriye alanımız. Eğer gitmemizi istemiyorsanız yazılı emir verin’ diyor.

Sahil Güvenlik Komutanı ve kurmay başkanı da yazılı emir veremiyor. Subaylar da işgal edilen adalar dahil o bölgede dolaşıyor” iddialarında bulundu.

İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi değiştirildiği için Genelkurmay Başkanlığı’nın “elinin kolunun bağlandığını” savunan Yalım, “Yasaya göre asker, yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmakla yükümlü.

Temmuz 2013’e kadar yurt içinde de tehditten sorumluydu. Bu tarihten sonra yurt içindeki tehdit ve tehlikelere karşı askerin sorumluluğu kalmadı. Yapılan bu kanun değişikliğiyle yurt içinde bulunan Yunan askerleri, kanunla TSK’ya karşı koruma altına alındı” görüşünü dile getirdi.

Saygı Öztürk’ün Sözcü gazetesinde yayımlanan “Askere, ‘yaklaşmayın’ talimatı var” başlıklı yazısı şöyle:

Türkiye’ye ait adaların Yunan askerleri tarafından işgal edildiğini, Yunan Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanlarının, papazların sıkça askerleri ziyaret ettiğini, milislerin eğitildiğini, paraşüt atlayışlarının yapıldığını, adaların silahlandırıldığını belgeleriyle sıkça gündeme getiriyoruz. Adaların işgalini ilk anlatan, belgelerle ortaya koyan ise emekli Kurmay Albay Ümit Yalım oldu.

Bosna’da Müşterek Harekat Merkezi’nde, 2. Ordu Harekat Merkezi’nde görev aldı. Adalarımızın durumunu Genelkurmay karargahında Silahlı Kuvvetler Komuta ve Harekat Merkezi’nin amirliğini yaptığı dönemde yakından görmeye başladı.

Görevli olduğu yer hava sahası, karasuları ihlalleri, üs uçuş izinleri, hava limanları uçuş izinleriyle de ilgiliydi. Yunanistan Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı sitelerine girip işgaller ve gelişmeleri adım adım izledi.

‘YAZILI EMİR’ İSTİYORLAR

Kendisi de emekli kurmay albay olan Ümit Yalım, kaldığı orduevlerinde, dost ortamlarında eski meslektaşlarıyla konuşuyor. Yalım, “İnanın bütün subaylar bu işgalden alabildiğine rahatsız. Onlar, adalarla ilgili her gelişmeyi hemen Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi’ne anında rapor ettiklerini ama hiçbir şey yapılmadığını” belirtiyor, bu yüzden ilgili gelişmeleri Sözcü’ye şöyle aktarıyor:

“Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda görevli subaylara, ‘işgal altındaki adalara yaklaşmayın talimatı’ var. Subaylar da ‘Burası bizim devriye alanımız. Eğer gitmemizi istemiyorsanız yazılı emir verin’ diyor. Sahil Güvenlik Komutanı ve kurmay başkanı da yazılı emir veremiyor. Subaylar da işgal edilen adalar dahil o bölgede dolaşıyor.

Her gemide, ‘gemi jurnali’ var. Bu jurnale, yapılan bütün seyirler kaydediliyor. Dolayısıyla o subaylar hem milli görev yapıyor, vatan toprağına sahip çıkıyor hem de ilerde doğabilecek yargılamalar karşısında kendilerini garanti altına alıyorlar.

YUNAN ASKERİ KORUMA ALTINDA

Her ordunun savunmakla sorumlu olduğu vatan toprağı var. Ege’deki adalar da Ege Ordu Komutanlığı’nın sorumluluğu altında… Bunlar da, adalardaki gelişmeleri rapor ediyor ama üst taraftan bir sonuç alamıyor. Adaların içinde ise asayiş ve güvenlikten jandarma sorumlu… Adaların etrafındaki karasularının emniyetini sağlamak ise Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın görevidir. Hepsinin sorumlusu ise il valisidir.

Genelkurmay Başkanlığı da kendilerine ulaşan adalarla ilgili olup bitenleri rapor ediyor. Ancak İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi değiştirildiği için onların da eli-kolu bağlandı. Yasaya göre asker, yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmakla yükümlü.

Temmuz 2013’e kadar yurt içinde de tehditten sorumluydu. Bu tarihten sonra yurt içindeki tehdit ve tehlikelere karşı askerin sorumluluğu kalmadı. Yapılan bu kanun değişikliğiyle yurt içinde bulunan Yunan askerleri, kanunla TSK’ya karşı koruma altına alındı.

ÖNLEME DE YAPILAMIYOR
Daha önceleri bir Yunan helikopteri adalarımıza gelmek isterse Çiğli’den kalkan uçaklar önleme yapar, helikopteri sokmazdı. Şimdi bu önleme yapılmıyor. Hem kanundan, hem de hükümetten kaynaklanıyor.

Türk Hava Kuvvetlerimiz işgal edilen adalarımızın üzerinden uçup ‘egemenlik’ gösteriyor. Çünkü hava sahası bize ait. Yunan Genelkurmay Başkanlığı, adalar üzerindeki uçuşları sanki kendi hava sahasını ihlal etmişiz gibi şikayet ediyor.

Ben, adalarımızın işgalini ilk kez 31 Aralık 2008’de öğrenmiştim. Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı ile Genelkurmay Başkanı Aydın’a bağlı Bulamaç Adası’na gitti. Hava Kuvvetleri, ‘hava sahası ihlali’ verdi. ‘Bunların hava sahamızda ne işi var?’ diye araştırınca olay ortaya çıktı. Bu olaydan sonra 6 Ocak 2009’da Yunan Cumhurbaşkanı Papulyas Aydın’ın Eşek Adası’na gitti.

O ADAYA BAYRAK DİKİLECEK

Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’ndaki diplomatları Genelkurmay’a davet ettik, müşterek bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Genelkurmay yetkilileri adaların boşaltılmasını talep etti. Hükümet kanadı ise bu konuda ayak sürüdü. Verilen arada önemli bir isim ‘bu adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiğini’ itiraf etti. Bugün işgal edilen ada sayısı 18’e ulaştı.”

İşgal edilen adalardan biri Nergiscik. Ümit Yalım’ın annesinin adı da Nergis. Anne, “Oğlum Nergiscik Adası’na ne zaman gideceğiz” deyince Ümit Yalım, “Merak etme, Yunanlıları çıkaracağız, bayrağımızı mutlaka bir gün çekeceğiz. Seni de adını taşıyan adaya götüreceğim” diye söz veriyor. Bakalım, Nergis Hanım o günleri görebilecek mi?

Kaynak:http://www.yenicaggazetesi.com.tr/isgal-edilen-turk-adalarina-yaklasmayin-talimati-163225h.htm

///////////////////////////

Bir ABD projesi olarak AKP

Bugün Amerika’ya karşı “Antiemperyalist” bir söylem kullanan Adalet ve Kalkınma Partisi, 28 Şubat 1997 yumuşak askeri müdahalesi sonunda, ABD’nin büyük desteği ile kurulmuş ve iktidara gelmiş bir partidir.

Necmettin Erbakan’ın askerler tarafından iktidardan uzaklaştırılan Antiemperyalist ve Anti Amerikancı Refah Partisi’ne karşı,Erbakan’ın çok yakınındaki dört kişi tarafından kurulmuştur!

Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener tarafından kurulan parti, “Ilımlı İslam” adı altında “Amerikancı İslam” modeli üzerinden, Neoemperyalizmin ve Neoliberalizmin bir aracı olarak iktidara getirilmiştir.

AKP için planlanan görev, “Ilımlı Amerikancı İslam” kimliğiyle, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki İslam ülkelerinde “sözde demokratik”, “özde Amerikancı” rejimlerin iktidarlarına örnek olmasıydı.

Nitekim, sonradan “Arap Kışı”na dönüşen, “Arap Baharı” denilen trajedi, bu model üzerine başlatıldı…

Başkanlar devrildi, rejimler değiştirildi…
Sonuç olarak çok kan döküldü ve elde sadece, Libya’da büyük bir kaos, Irak’ta kargaşa ve bölünme, Suriye’de iç savaş, Mısır’da askeri rejim ve istikrarsız bir bölge kaldı!

***

“ABD’nin Siyasal İslam’la Dansı” adlı kitabımda Amerika’nın, Condoleezza Rice’ın ağzından ifade ettiği bu projedeki hatalarını çok önceden yazmış ve bölgedeki bu felaketi önceden haber vermiştim. (Bakınız özellikle “Türkiye Bir Model Olabilir mi?” bölümü, ss. 150-190.
Elbette ABD’nin yaptığı en önemli hata, din ekseninde kurulacak bir iktidardan Demokrasi beklemek yanlışıydı.

Aslında ABD’nin asıl beklentisi, kurulacak rejimlerin Demokratik olması değil, kendisinden ve Neoemperyalizmden yana olmasıydı…

Demokrasi söylemini sadece bir kamuflaj olarak kullanıyordu ama “Ilımlı Amerikancı İslam” savunucularının “Radikal Siyasal İslam Terörünü” besleyecek bir siyasal, toplumsal ve kültürel ortam yarattıklarını da görememişti!

***

“Bir Amerikan Projesi olarak Adalet ve Kalkınma Partisi”nin kurulma öyküsünü Merdan Yanardağ, aynı isimli kitabında çok iyi anlatır:
Özellikle 1. Bölüm’de şu başlıklar, konuyu derinliğine irdeleyen yazılardan oluşuyor:

1. Ilımlı İslam’ın test alanı.

2. Ilımlı İslam, 28 Şubat ve “Yeni Cumhuriyet”.

3. Irak Savaşı’nın AKP’ye sunduğu fırsat.

4.AKP’nin önünü açan sivil darbe: Ecevit hükümeti nasıl devrildi?

5. Erdoğan’ın gizli ABD görüşmeleri.

6. Kurtlar sofrasında ikna olmak!

7. AKP’nin “tarihsel fırsat” teorisi.

8. Çatışma kaçınılmazdı.

***

Yanardağ’ın bu önemli kitabı, ister istemez şu iki soruyu akla getiriyor:
Bir ABD projesi olarak kurulan ve iktidara getirilen AKP’nin bugünlerde ortaya çıkan Antiemperyalist söylemi ve tavrı ne kadar inandırıcıdır…
Bu söylem ve tavır, artık ömrünü tamamlamış bir siyasal iktidarın, ömrünü uzatmak için başvurduğu son bir takıyye midir?

***

DİREN ANTİ EMPERYALİST DİREN DEMOKRASİ!  DİREN TÜRKİYE

http://www.tchaber.org/haber/gundem/bir-abd-projesi-olarak-akp/1813.html