Mustafa Kemal kimdir?

530

1918…Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Tümgeneral Mustafa Kemal

Manevradan manevraya, bu askeri hareketten o askeri harekete, Trablus çöllerine, Çanakkale siperlerine, Doğu dağlıklarına koştu.

Tanınmalı, aranmalı ve inanılmalı idi. Kim bilir benzerlerinden niceleri, nice binleri ve yüz binleri bu mecaralardan birinde ölmüştür?

Kim bilir kader, milletleri kaç bin Mustafa Kemal’den mahrum bırakmıştır? Talihin ona yardımı onu kendi saatine yetiştirmek oldu.

Sonrası kolaydı.
Sonrası elinde idi.
Ne yapacağını biliyordu.

Ne Trablus Harbi’ne, ne Birinci Dünya Harbi’ne inanmamıştı.
Yine kaybedecektik, fakat o, bir milli kahraman olabilmek için, son kazanç ümidini kendinde aratacak deha ve karakter hünerlerini göstermeli idi.


Bozgundan ve her şey bittikten sonra, Pera Palas salonu camlarının arkasında açık güzel başı ile Beyoğlu Caddesi’nden pek tutumlu tavrı ve temiz üniforması ile göründüğü zaman:

-İşte O… diyorlardı.
O… Mustafa Kemal! Samsun’a ayak bastığını hapishanedeki eski siyasi hasımları duydukları zaman:
-Mustafa Kemal Anadolu’ya gitti ha… O yapar, diyorlardı.

Gün olacaktı, kumandanlar ondan yüz çevireceklerdi. Gün olacaktı, bir vilayet, on vilayet, yirmi vilayet ona karşı ayaklanacaktı.
Fakat iş işten geçmişti.

Büyük sanat ve karakter artık başta idi.
Güçlüklerin hepsi, ona yenilecek olanların, daha zayıfların, daha basiretsizlerin, daha sabırsızların marifetleri idi.

Sorumuzun cevabına gelirsek;
Mustafa Kemal bir milletin uğrayabileceği en ağır buhranlar içinde, en vasıtasız bir milleti en vasıtalı dünya devletleri ile dövüştüren ve kurtaran adam!

Sonra kurtarış zaferi gibi eşsiz bir şanı ve şerefi, milletinin dostu sandığı gerçek düşmanına karşı, hiçbir şeymiş gibi ortaya atan ve savaş silahı olarak kullanan, vicdan ve tefekkür hürriyeti uğruna göğsünü vatandaş kurşunlarına geren adam!

Şüphesiz, bütün şartlar bir araya toplanıp tartılınca, asrının en büyük adamı idi…”

Falih Rıfkı Atay